Sürdürülebilir Moda: Modanın Çevresel Etkileri

Güncelleme tarihi: 24 Ara 2020

Tekstil endüstrisi, kumaşlarımızı oluşturan hammaddeler için ekosistemden önemli ölçüde yararlanıyor. Bazı markaların üretim süreçleri diğerlerinden daha “dostça” olma eğiliminde olsa da, çoğunluğu hala hızlı üretim ve tüketimi karşılayacak doğaya zararlı teknolojilerden kopamıyor.


Sürekli tüketim döngüsünü destekleyen en düşük maliyetle giysi üretimi, son 20 yılda giysi fiyatlarındaki düşüş ve çok sayıda yeni koleksiyonun arzı giderek daha fazla kıyafet almamızı sağladı. Artık annelerimizin sahip olduğundan 5 kat daha fazla kıyafetimiz var. En şok edici kısım ise, tüm bu kıyafetlerin neredeyse birkaç kereden fazla giyilmemiş olması.


İnsanlar daha fazla satın alma gücüne sahip olmaktan mutlu olsalar da, genellikle neden bu kadar ucuz fiyatlarla kıyafet alabildiklerini sorgulamıyorlar. Değer ve ihtiyaç gözetmeksizin, sadece “bir şey satın alma hazzını” besleyen kolay ve sık tekrarlanabilen alışverişin perde arkasındakilerinin farkında bile değiliz. Sömürüye varan ucuz emek, sürdürülemez ve etik olmayan malzemelerin kullanımı, üretim teknolojileri, gezegenimiz ve sağlığımıza verdiğimiz hasarlar. Her geçen gün hızlı – ve ulaşılabilir – moda (fast fashion) kısıtlı kaynaklara sahip gezegenimiz ve geleceğimiz için ciddi olumsuz sonuçlar doğuruyor.


Ortalama bir tüketicinin 2014 yılında, 2000 yılına göre % 60 daha fazla kıyafet aldığını biliyor muydunuz? ⁠⁠


Bu eğilimin arkasında nelerin olduğunu görene kadar da bu alışveriş çılgınlığı çoğumuzu harika hissettirdi; hissettirmeye de devam ediyor.


Peki neden?

Giyinme, bir insanın barınma ve beslenmeden sonra gelen en önemli temel ihtiyaçlarından biri. Bu ihtiyacı gideren tekstil sektörü, bireyin rahat olması, korunması ve – günümüzde - bireyselliğini göstermesini temsil ediyor. Aynı zamanda küresel ekonomide yüz milyonlara istihdam sağlayan oldukça önemli bir sektör. Tüm bu yararlarına rağmen bu sektörün çok sayıda dezavantajları da var.


Neredeyse tamamen doğrusal (geri dönüşümü olmayan) bir sistemle işleyen tekstil sektörü, sürdürülebilir bir yaklaşımdan oldukça uzak. Yeni bir tekstil ekonomisine öncülük etmek ve sürdürülebilir yaklaşımla endüstriyi dönüştürmek ise bu düşünceye sıkı sıkıya bir bağlılık, iş birliği ve mevcut sistemin değişmesini sağlayacak yeniliklerin yapılmasını gerektiriyor. COVID-19’un son bir yılda dünya çapında yarattığı olumsuz etki işletmelerin sürdürülebilirlik konusundaki hedeflerini değiştirmiş olsa da, sürdürülebilirlik yaygın bir endişe olmaya devam ediyor. Bundaki temel etmen, gezegenin sınırlı kaynaklarının her geçen gün artan hoyratça ve sorumsuzca kullanımı ve geride bıraktığı neredeyse dönüşü olmayacak noktaya gelen olumsuz etki. Artık yolun sonuna geldiğinin sinyallerini veriyor ve modanın geleceğini yeniden tasarlama konusundaki sorumluluğu arttırıyor.


Sadece Çevre Değil, Bedenimiz de Her Gün Tehlikede!


Moda endüstrisi, petrol endüstrisinden sonra gelen dünyadaki en büyük ikinci kirletici. Endüstri büyüdükçe çevresel zarar da artıyor.


Tekstil üretiminin her aşamasında örneğin elyaf yapmak, ağartmak ve kumaşları boyamak için kimyasallar kullanılıyor. Eskitilmiş görünüm verilen kotların üretim yöntemleri ve bu imalathanelerde çalışan işçilerin yaşadıkları sağlık sorunları bir dönem gündemimizi sıklıkla meşgul etmişse de, tekrar unutulup gitti. Bu gibi kimyasallar ve imalat yöntemleri, doğa ve çalışanların sağlığı dışında, bu kıyafetleri her gün bedenine giyen bizleri de etkiliyor.


Cildimiz vücudumuzun en büyük organı ve giysilerimizdeki kimyasallar da dahil olmak üzere, üzerine değen hemen her şeyi emme özelliğine sahip. Bunlar sağlığımız için gerçek bir tehlike oluşturabilir.


Greenpeace'in Detoks Kampanyası için yaptığı bir araştırma, giysilerimizin yapımında sıklıkla kullanılan toksik, kanserojen ve hormon bozucu içeren, yasaklanması gereken ancak şu anda yasak olmayan 11 kimyasal belirledi.


Yakın zamanda yapılan bir araştırma, 20 farklı tekstil markasından (moda devleri dahil) test edilen ürünlerin % 63'ünde tehlikeli kimyasallar buldu.


Araştırmalar, bu gibi zararlı kimyasal maddelerden üretilmiş pijamaları bir gece boyunca giyen çocukların 5 gün sonra idrarında bu kimyasallardan bulunabileceğini gösterdi.

Sadece tenimiz değil, soluduğumuz hava da bizi her an zehirliyor. Küresel moda endüstrisi, her yıl satın alınan milyonlarca giysinin üretimi ve nakliyesi sırasında kullandığı enerji nedeniyle çok fazla sera gazı üretiyor.


Giysilerimizin çoğunda kullanılan sentetik elyaflar (polyester, akrilik, naylon vb.) Fosil yakıtlardan üretildiğinden, üretimi doğal elyaflara göre çok daha yoğun enerji açığa çıkarıyor. Bu giysilerin çoğu temelde kömürle çalışan ülkelerde, Çin, Bangladeş veya Hindistan'da üretildiğinden, karbon emisyonları açısından en kirli enerji türü kullanılarak üretiliyor

FORBES'ten James Conca'ya göre: "Ucuz sentetik elyaflar, CO2'den 300 kat daha fazla zararlı olan N2O gibi gazları da yayıyor." Oksijen yerine neleri soluduğumuzu bir düşünün!


Sürdürülebilirliğe verilen önemin temelinde neler var? Yakın zamanda başlayan Slow Fashion (Yavaş Moda) Akımı neden ortaya çıktı?


Koleksiyon kalitesi her yıl düşen, hız ve tüketim odaklı, seri üretim moda endüstrisinin ürettiği giysilerin, birkaç defadan fazla giyilememesi, hemen solması, şeklini kaybederek çöpe atılmasıyla yerlerine yenilerinin alınmasını teşvik etti. Buna sadece hızla ve sürekli değişen trendleri yakalama yarışı da eklenince sektör iyice büyüdü.


Artık bir kıyafeti beş defadan fazla giymek demode haline geldi. Bu kapsamda yapılan pazarlama taktikleri de yaratılmak istenen hızlı tüketimi teşvik etti. Ünlülerin birden fazla kez giydiği kıyafetlerin basında; “Ekonomik sorunlar mı yaşıyor?”, “Eski popülaritesi artık yok; Sponsorları azaldı”, “Trendleri yakalamakta zorlanıyor” başlıklarıyla yer alması da bu algıyı güçlendirdi ve kalıcı hale getirdi. Ancak beslenen bu algının tekstil sektörü dahil tüm yaşamın çöküşünü hızlandırdığının artık farkına varılmaya başlandı. Bu konuda World Resources Institute, Economist Intelligence Unit, Ellen Macarthur Foundation gibi kurumların yaptığı araştırmalar, durumun ehemmiyetini ortaya koyarak, bu yolda kendini değiştirmek isteyen firmalara da yol haritası olmaya başladı.


Yavaş Moda, hızlı üretim yapan kalitesiz tekstil sektörüne karşıt bir akım olarak ortaya çıktı. Uygun fiyatlı giysiler alan müşterilerin çevre bilincinin artmasıyla da bu akım firmalara dayatıldı ve firmaların bu konuda çalışmaları hızlandırması elzem hale geldi.

Peki bu bilinç müşterilerde nasıl oluştu? Neden bunu firmalara dayatmaya başladılar? Mevcut müşterilerin mi; yoksa yeni nesil tüketicilerin dayatması mıydı bu


BAŞTAN SONRA SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM ve İŞBİRLİĞİ


Günümüzde moda markaları ve tüketiciler de çevreye duyarlı hale geliyor. Üretimden açığa çıkan atıklara kadar, moda perakendecileri ve lüks tasarımcılar, kumaşlarının çevre üzerindeki etkilerini yeniden düşünüyorlar. Bu kapsamda markalar çeşitli taahhütlerde bulunmaya başladı bile.


2017'den bu yana Asos, H&M, Burberry ve Nike gibi 39 büyük moda markası Textile Exchange'in "2025 Sürdürülebilir Pamuk Mücadelesi" ne kaydoldu; ve 2025 yılına kadar bu giysilere daha fazla erişilebilirlik gösteren, yüzde 100 sürdürülebilir bir pamuk üretim hattına ulaşma sözü verdi. Pamuk, keten, kuş tüyü ve yün dahil hemen hemen tüm doğal elyaf türlerinden organik ve daha sürdürülebilir muadiller, dünya çapındaki perakendecilerde benzer şekilde bulunabilir hale gelmeye başladı.


Sadece kumaş üretimi değil, kullanılan boyalar konusunda da hassasiyet gün geçtikçe büyüyor. Yiyecek maddelerinin %90’ının çöpe atıldığını göz önüne alan birçok marka, bu konuda inovatif çalışmalarla dikkat çeken projeler üretiyor.


Starbucks, kahve çekirdeklerinin dikiminden toplanıp işlenmesine kadar geçen sürecin tamamen etik şekilde kurgulandığını sıklıkla vurguluyor, “etik üretimi” öne çıkarıyor.


Örneğin sürdürülebilirlik konusunda öncü markalardan biri olan H&M, 2020 Conscious Exclusive koleksiyonunda kahve çekirdeklerinden elde ettiği boyaları, tamamen sürdürülebilir yaklaşımla üretilen Renu, Vegea, Econly ve Circulose kumaşlarda kullandı. Bu kumaşların bir çoğunun ismi gibi kapsamları da oldukça yeni. Renu, yüksek kaliteli polyesterin dönüştürülmesinden; doğal bir kumaş türü olan Circulose eskimiş denim ve kullanılmış kumaşlardan; Vegea şarap üretiminden artan atık üzüm kabukları, sapları ve tohumlarını kullanarak vegan deri haline getirilmesinden, ve Econyl ise eski balık ağlarından ve diğer naylon atıklardan üretilmiş kumaş türleri. Bu anlamda H&M’in bu koleksiyonu tam bir sürdürülebilir koleksiyon..



Lüks kadın giyim markası Awavewakake, koleksiyonlarını etik nitelikteki kumaşlardan üretirken, renklendirmelerini bitki bazlı boyalarla sağlıyor.

Spor giyimin dünya devi markalarından Nike, iş birliklerinde bitkisel boyaları tercih etmeye başlayanlar arasında. Maharishi ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında ürettiği koleksiyonda %100 koton kumaşlar, zerdeçal, nar gibi bitkilerin renklerinden faydalanarak boyanmış. Ayakkabıların taban kısımları ise %75 geri dönüştürülmüş malzemelerden üretiliyor.


Türkiye’deki güçlü markalardan Mavi de bu konuda sağlam adımlar atmaya devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda marka elçisi Serenay Sarıkaya’nın tanıttığı Mavi All Blue koleksiyonu, markanın bu güne kadar ki en sürdürülebilir koleksiyon olma özelliğine sahip. İşlem görmeden, daha az su ve daha az enerji kullanılarak üretilen bu koleksiyonun parçaları aynı zamanda %100 vegan olma özelliği de taşıyor. Filtresiz, doğal güzellikleri ile ünlülerin kamera karşısında olma akımını da kullanan marka, Serenay Sarıkaya’yı en doğal haliyle reklam filminde oynatarak “doğal” kavramına da ayrıca vurgu yapıyor.



SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMI YENİ PROJELERİN VE İLHAM VERİCİ ÇALIŞMALARIN DA TEMELİNİ ATIYOR

İnsanın hayatına dokunan moda endüstrisinin köklü değişimi başlarken, markaların güç birliği yaparak gerçekleştirdiği projeler de bu değişimde duygusal bağı kuvvetlendiriyor. Örneğin dünya devi markalardan Levi’s ile Ganni’nin geçtiğimiz yıl iş birliği yaparak başlattığı “Love Letter” koleksiyonu, Kopenhag’da büyük başarı elde edince, projenin Avrupa ve Amerika’ya da yayılması planlandı. Koleksiyonda eski model ikonik Levi’s 501 kotlar, uzun ömürlü kullanım özelliği ile arşivlerden özel olarak seçilerek, Ganni’nin eğlenceli tasarımları ile birleşti. Bu koleksiyonun en büyük özelliği kiralanabilir olması. Ganni’nin hazırladığı Ganni Repeat uygulamasıyla müşteriler, parçaların tam olarak nasıl yapıldığını, kimin yaptığını, malzemelerin nereden geldiğini ve en son kimin bu ürünü kiraladığını görebiliyor.


Farklı yaklaşımlara bir diğer örnek de Lena. Girişimci dört kadının kurduğu LENA Moda Kütüphanesi (LENA the fashion library) aynı bir kütüphane gibi çalışıyor. Amsterdam’da yer alan bu kütüphaneye aylık abone olup, eski kıyafetleri dilediğiniz gibi ödünç alabiliyorsunuz. Çocuk işçiliğe, işçi sömürüsüne, sürekli artan tekstil atığına karşı farkındalık yaratmak için kurulmuş bu kütüphane, fazla tüketim çılgınlığına alternatif bir satış modeli yaratıyor.


Büyük ölçekli marka öncülüğündeki girişimler bu olumlu değişimlerin önünü açarken, tüketiciler olarak biz de sürdürülebilirlik konusunda iz bırakabiliriz.


NELER YAPABİLİRİZ? NELERİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ?


Modanın ekolojiye olan etkisini marka odaklı bir sorun olarak görme eğiliminde olsak da, tüketiciler olarak sürdürülebilir ve daha da önemlisi sıfır atık bir geleceğe giden yolun yaratılmasında önemli bir rol oynayabiliriz. Bu, zihnimizi değiştirmek ve yaptığımız seçimler konusunda daha dikkatli olmak kadar basit. Tek gereken, giydiğimiz kıyafetler hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak, yeterli bilgi yoksa da bu bilgiyi talep etmek. Sürdürülebilirlik, sorgulama ile başlıyor.


  • Daha uzun ömürlü olacağını bildiğiniz, gerçekten sevdiğiniz ve kaliteli ürünleri satın almaya başlayın

  • Sürdürülebilir materyallerle üretilmiş ürünler elde etmek için gerekiyorsa biraz fazladan ödeme yapmayı göze alın. Bu ürünleri tanımak için ürün etiketlerini okumaya zaman ayırın. Tüm sürdürülebilir tekstiller ayırt edici eko-etiketler taşır. Bu nedenle organik pamuk, tercih edilen viskon gibi farklı elyafların adlarının yanı sıra "EU Ecolabel" veya "bluesign" ve "IMO sertifikası" gibi endüstri standardı üretimlere dikkat edin

  • Giysinin karbon ayak izini azaltmak için ilk adım elbette iyi ve çevre dostu materyallerle üretilen ürünleri satın almak. Sonrasında ise giysiyi belirtilen talimatlara uygun bir şekilde yıkamak

  • #BlackFriday gibi günlerin, ihtiyaç dışı ürünleri satın almamıza yol açtığını unutmayın. İndirim zamanlarını kollamak prensipte doğru olsa da, indirimlerin artık indirim olmanın dışına çıktığını aklınızda bulundurun. Markalar, ürettikleri giysi hacminin yanı sıra kullandıkları pazarlama mesajlarının sorumluluğunu da almalıdır. Bizi ürettikleri zararlı düzeydeki ürünleri satın almaya yönlendiren kampanyalar yerine, markaların kardan fedakarlık yapması, işçilere hak ettikleri çalışma ortamlarını sağlaması ve ücreti ödemesi ve araştırma ve geliştirmeden kaynaklı fazla üretimin maliyetlerini üstlenmeleri gerektiğini unutmayın!

  • Giysilerinizin bir sonraki yaşamını düşünün. Arkadaşlarınızla değiş tokuş etmek, ihtiyacı olanlara bağışlamak gibi seçenekleri değerlendirin.

  • Yeteneğiniz varsa giymediğiniz kıyafetleri yamalar, birleştirmeler ile yeniden tasarlayın (Levi’s&Ganni koleksiyonu gibi)

  • İhtiyacınız olmadan aldığınız her bir kıyafet için harcadığınız parayı kazanmak için ne çok çalıştığınızı unutmayın!

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

✖ Dünya çapındaki en büyük kirleticilerden biri olan moda endüstrisi, yıllık 1,2 trilyon ton CO2 emisyonundan sorumlu ve bu da küresel emisyonların% 5'ine eşit.☄️ Ayrıca bu, tüm uluslararası uçuşlarla, yolculuklarının yarattığı emisyon toplamından daha fazla! ⚠️⁠

✖ Pamuk dünyada en geniş alan kaplayan gıda dışı mahsül, aynı zamanda tekstil için en çok tercih edilen bitkisel materyal. Ancak global üretiminin yaklaşık %99’u geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen pamuk, aslında düşündüğümüz kadar masum değil.

✖ Pamuk üretiminde çok fazla su kullanılıyor. Öyle ki 40 yıl içinde pamuk tarlalarının aşırı sulanması yüzünden dünyanın 7. en büyük pamuk üreticisi Özbekistan’daki Aral Gölü’nün %90’ı kurudu.


✖ Dünyada her yıl 1 milyar tişört satın alınıyor.


✖ 1 pamuklu tişört için tam 2700 litre su tüketiliyor. Bu, evinizdeki küveti 30 kere doldurmaya yetecek miktarda suya ya da bir insanın 900 günde içtiği suya eşit


Tüm dünyadaki pestisitlerin %4’ü, böcek ilaçlarının ise %10'u pamuk yetiştiriciliğinde kullanılıyor. Bu toksik kimyasallar toprağa ve sulara karışıp ekosistemleri ve insanları hasta ediyor. ✖ Kumaşı beyazlatmak ve boyamak için kanserojen kimyasallar kullanılıyor. Bu kimyasal atıklar sulara karışıyor, insanları ve doğayı hasta ediyor. ✖ Tekstil endüstrisinde istihdam edilen işçiler çok kötü koşullarda, düşük ücretlerle çalıştırılıyor.


✖ Giysilerin üretildiği ülkelerin çoğunda, tekstil fabrikalarından gelen arıtılmamış toksik atık sular doğrudan nehirlere boşaltılıyor. Atık su içerisinde kurşun, cıva ve arsenik gibi toksik maddeler içeriyor. Bunlar su yaşamı ve nehir kıyılarında yaşayan milyonlarca insanın sağlığı için son derece zararlı. Kirlenme aynı zamanda denize de ulaşıyor ve sonunda tüm dünyaya yayılıyor


✖ Polyester gibi sentetik lifler plastik liflerdir, bu nedenle biyolojik olarak parçalanmazlar ve ayrışmaları 200 yıla kadar sürebilir. Ve maalesef giysilerimizin% 72'sinde sentetik elyaf kullanılıyor.


➕Tüketimin değil, değişimin bir bir parçası olmak için neler yapabiliriz? Bizi takipte kalın.

BİR SONRAKİ YAZIMIZ: Döngüsel Moda Nedir? Ne anlama geliyor? ÖRNEK MARKALARLA İNCELEMELER :)


Kaynaklar: Ellen Macarthur Vakfı, World Resources Institute, Economist Intelligence Unit, Fashion Retail Academy, The life cycle of a t-shirt / @tededucation, Upmade⁠, @fash_rev, Global Fashion Agenda, Textile Exchange, The Sustainable Fashion Forum, H&M, Mavi&Ganni



Bu özgün içeriğin tüm hakları saklıdır. © ....... All rights reserved